Kanının Son Damlasına Kadar Yazan Adam: Beşir Fuad'ın Anısına
- Hacer Şen

- 5 Şub 2024
- 3 dakikada okunur

"Erken yaşta evlenir Beşir Fuad. Annesi akıl hastası olduğu için; genetik olabilir endişesiyle, delirerek ölmekten korkar hep..."
Batı dünyasında Antik Çağ'dan beri tartışılan intihar, Türk edebiyatında ve bizim coğrafyamızda ilk materyalist yazarımız Beşir Fuad'ın intiharıyla tartışılmaya başlar. Gelin sizinle beraber; İstanbul'daki ilk intihar salgınının başlamasına sebep olan sarsıcı intiharı ve beraberinde yazmış olduğu mektup ile edebiyat tarihimize adını kendi kanıyla kazıyan yazarımız Beşir Fuad'ı tanıyalım:
1852'de İstanbul'da dünyaya gelmiştir ve Gürcü asıllı bir ailenin çocuğudur. Devrine göre seviyeli bir eğitim veren Fatih Rüşdiyesi'nde 5 yıl okuduktan sonra babasının görevi dolayısıyla Suriye'de tahsilini tamamlamıştır. 1873'te Mekteb-i Harbiyye'den mezun olduktan hemen sonra Sultan Abdülaziz'in yâverliğine tayin edilmiştir. Gönüllü olarak Rus Harbi'ne ve Girit isyânlarının bastırılması harekâtına katıldıktan sonra askerlikten istifa ederek kendisini tamamen yazı ve yayın hayatına vermiştir. Bu süreçte yine gönüllü olarak Dârüşşafaka Mektebi'nde öğretmenlik yapmıştır.

Kendisinin intiharına anlam yükleyebilmemiz için özel hayatı ve dramı hakkında da bilgi sahibi olmak durumundayız...Hayatının intiharına kadar geçirdiği kısmında, annesinin tutulduğu zihnî hastalığa yakalanma korkusuyla doktorunun verdiği tavsiye üzerine sefahat hayatına dalar. Bu esnada evlidir. Günlerini eğlenerek, zevklerine düşkün şekilde geçirdiği bu süre zarfında Fransız tiyatrosundaki bir artiste aşık olur ve Kuzguncuk'ta metresine ev tutar. Feride isimli bir kızları olur. Kendisindeki potansiyel bunalımı yok etmek adına yaşadığı sefahat ve metres hayatı beklediğinin aksine onu derin bir depresyona ve ikileme düşürmüştür. Ölmeden önce arkasında bıraktığı mektuplarda bir yandan karısının "Neden eve gelmiyorsun?" soruları ve diğer yandan metresinin "Artık beni sevmiyorsun, neden yanımda kalmıyorsun?" isyanlarından detaylı ve açık olarak bahsetmiştir. Yani yeryüzünde rahat edeceği herhangi bir nokta kalmadığını düşünmeye başlamıştır. Tüm bu sıkıntıların yanı sıra babasından kalan mirası tüketerek geçim sıkıntısına düşmüş ve bu çıkmazdan yalnızca intihar ile kurtulabileceğine kanaat getirmiştir. Mektubunda da kendisi şöyle bir açıklamada bulunur:
"Ben iki cami arasında binamaz kaldım. İşte bu yüzden birkaç
hafta zarfında böyle bir müşkül mevkide kaldım. Bundan kurtulmaya çare
olarak intihardan evla bir şey görmedim..."

Kısa da olsa 4 yıllık yazı hayatında edebi alanda eser vermese de edebi tenkit alanında dikkate değer görüşler ortaya atmıştır Beşir Fuad. Tenkitleri dolayısıyla devrindeki bir çok sanatçıyla ters düşmüştür. Bunlardan biri de Namık Kemal'dir fakat kendisinin Namık Kemal'e derin bir hayranlığı vardır. Öyle ki oğlunun adını Namık koymuştur. Doğumundan kısa süre sonra oğlu Namık Kemal'i de kızılcık hastalığından kaybeden Beşir Fuad, bu kaybın etkisini üstünden atamamıştır...
Yayın hayatında pek çok dergide yazmış, hatta kendi dergisi olan Güneş'i kurmuştur. Yazdığı tüm tenkitlerinde pozitivizmi savunmuş; felsefeyi, maddenin gücü ve önemini anlatmaya çalışmıştır. Victor Hugo'nun ölümünden sonra yazdığı küçük eser ve Voltaire hakkında kaleme aldığı monografisi, devrinde "Hayalciler- Hakikâtçiler" tartışmasını başlatmıştır.
Beşir Fuad intiharı ile hayatına son vermenin yanı sıra ölüm sırasında hissedilenleri bilimsel bir gözlem olarak kaleme almayı da amaçladı ve arkasında birkaç satırlık tasvir bıraktı. Ölüm esnasında hissettiklerini, etap etap anlattığı mektuplarına kadim dostu Ahmet Mithat Efendi, "Beşir Fuad" adlı kitabında yer vermiştir.
Her intihar bir yardım çağrısıdır fakat bu durum Beşir Fuad’ın intiharı için geçerli değildir. Onunki bilinçli bir tercihtir. İntihar edeceğini iki yıl önce Ahmet Mithat Efendi’ye bir mektupla bildirmesi bu konudaki kararlığını gösterir.
“İntiharımı fenne tatbik edeceğim; şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini iptal ettikten sonra orasını yarıp şiryanı keserek seyelan-ı dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim. Kan akmakta iken her zaman şiryanı sıkıca tutarak vesair tedbire müracaat ederek muhafaza-i hayat mümkün olduğu halde azmimden nükul etmeyeceğim!"

Her üç saniyede bir kişinin intihar girişiminde bulunup her 40 saniyede bir kişin intihar sonucu yaşamını yitirdiği bir dünyada, intiharı anlamaya yönelik yapılan bütün çalışmalar eninde sonunda Albert Camus’ün o yakıcı sorusuyla baş başa bırakıyor bizi;
“Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak mıdır intihar?"...
Hacer ŞEN




Yorumlar