Ölümünün Yıl dönümünde Cenab Şahabeddin
- gülsüm

- 15 Şub 2024
- 4 dakikada okunur
Türk edebiyatında bir dönüm noktası olan Edebiyatı Cedideyi üç büyük adam temsil eder; şiirde Tevfik Fikret; nesirde Cenab Şehabeddin, romanda Halid Ziya.. İşte bu üç zirveden Cenab, bundan on seksen sekiz sene önce bugün karlardan geçilmez olduğu bir günde büyük Hâmidin tabiriyle "deryayı mağfiret" e gitti. Tabutu eller üzerinde taşınırken Elhan-ı Şita 'daki mısraları sanki kendisi için söylemişti:
Nâşın üstünde şimdi ey mürde,
Başladı parça parça pervâze
Karlar
Ki semadan düşer düşer ağlar!
Bir şairin hüneri nesrinde veya nazmında ortaya çıkar. Cenab Şahabeddin'in marifeti, her iki edebî şekilde de kendini gösterir. O nazımda bir kuyumcu, nesrinde ise bir hakkâktır. Her ikisinde de gene şairdir. Şark edebiyatıyla beslenmiş zekâsı, garb irfanıyla gelişince Edebiyatı Cedidenin en harika şahsiyetlerinden biri oldu. Fikretle birlikte «Serveti Fünun» a yazdığı şiirler tam manasıyla liriktir. Her kuvvetin bir zâfı bulunabilir. Bu kabilden Cenab da ilk şiirlerinin kaynağını yüreğinden gelen hislerde bulduysa da sonradan zeka oyunları bu kaynağı kuruttu. Eğer derin ve samimî hislerin ifadesi olan şiirleri yazdıran duyguları terketmemiş olsaydı, çok daha büyük bir şair olurdu. Bereket versin -son derece- geniş ansiklopedik malûmat hâzinesini haiz olan dimağı, saf şiiri bırakınca, zekâ pırıltılarının cümbüşünden doğan nesir mecmualarını meydana getirdi. Bu bakımdan iki Cenab vardır: Biri 1908 den önceki Serveti Fünunun şairi, diğeri inkılâbdan sonraki Serveti Fünunun nâsiri... Şair Cenab da Fransız romantiklerinden Alfred de Musset ile, bilhassa yakından tanıdığı parnasyen ve sembolistlerin rüzgârı eser. İnsan «Şiiri Mahzun» da Musset’nin hüzünlü mısralarını hatırlar:
Senden evvel eğer ölürsem ben
Gâhü bigâh aç bu defteri sen
Bak şu nazmi şikesti besteye kim
Bana bir hande yollasın senden!
Şu kitabı hazinü piirhunu
Aç da gör kalbi nâle meşhunu
Semti resinde titresin ruhum
Sen okurken bu şi’ri mahzunu!
Yakazatı Leyliye, Elhan-ı Şita, Temaşayı Leyal, Temaşayı Hazan, Ferdayı İftirak şiirleri, en güzel manzumelerini yazdığı devrin ürünleridir. Aruz vezninde ilk muvaffakiyetli "sone" tarzını veren de Cenab olmuştur.
Şiirinde ince bir kelime işçiliği görülen Cenab'ın nesri, malûmat ile zekânın bulamacıdır. 1908 den sonraki nesirleri Evrakı Eyyam, Nesri Harb, Nesri Sulh, Afaki Irak birer risale hacmini geçmemekle beraber "hacmi küçük, cevheri büyük" sözünün örnekleridir. Tıp tahsilini yaptıktan sonra görevle Hicaza giden Cenab'ın "Hac yolunda" çıkan mektupları, seyahat edebiyatının en güzel parçalarıdır. Hakikat payı fazla olan "Tiryaki sözleri" ise tatlı bir alayın süslediği hikmet kırıntılarıdır: "Hürriyetini suistimal eden ona liyakatsizliğini itiraf etmiş olur", "Enbiyanın bulunmadığı yerde herkes evliya kesilir", "Dünya çok çabuk döndüğü için rengi belirsizdir" gibi sözleri hafızalarda iz, dudaklarda tebessüm bırakan mesellerdir. Fakat buna rağmen sahne edebiyatında, nazım ve nesirdeki hüneri görülmez. Edebî kıymeti fazla olmayan Yalan, Körebe, Küçük Beyler, Tamat isimli piyesleri oynandıysa da sonraları fazla rağbet görmedi. Böylece bu sahne eserlerinin temaşası daha ziyade kâğıt üzerinde kaldı...
Cenab'ın bir vasfı da "terkib mucidi" oluşudur. Arapca ve Farsçayı gayet iyi bildiği için öyle kelimeler bulur ve onları öyle bir bağlar ki, yukarıdaki ismi ona vermemek elden gelmez. Herkes gibi yazmamak; ayrı bir düşünüş, mantıkla dolu bir fikir, orijinal bir buluş ve süslü bir üslup... İşte Cenab'ın nesrinin ve nazmının bir kaç kelime ile ifadesi.. Onun gibi duyup düşünmeyenler Cenab'ı çok yadırgarlar. Halbuki aynı hissi duyup anlayanlar için Cenab Şahabeddin az yetişen bir sanatçıdır. Öyle ki Tevfik Fikret 1896 da yazdığı "Cenab" adlı manzumede şöyle der:
Şöyle temsil edeyim: Bir yeni ufku meşhûd,
Bir semaparei nevdide ki her çeşmi şühûd
Göremez, görse de idrak edemez füshatini.
Cenab Şahabeddin'in 1934 senesinde kaleme aldığı Şenlik İntiba-ı makalesi, üslubunun geçirdiği değişikliği çok güzel ifade eder:
Bayram ve şenlik.. Ben bu sözleri daima güneşe kavuşmuş bir çocuk sevinciyle hecelerim. Fakat Cumhuriyet güzelinin onuncu yıl donanması, ancak çok mesud kavimlerin hayatında bir kere görülebilecek bir nuru zafer hâdisesi idi. Üç gece yepyeni bir İstanbul içinde yaşadık; ziyadan ve renkten süsü ile cenneti andıran İstanbul.. Şüphe yok ki bunak Kostantaniye artık burası olamazdı. Bu gecenin canlı âlâimiseması bütün mahalleleri eski günahlardan ve bin yıllık yosunlu varlığından yıkamıştı. Şimdi şehir yeni bir bekâret içinde Cumhuriyetin taze hayatına giriyordu.
Cenab Şahabeddin'in, -kelimenin tam anlamıyla- kırk yıllık dostu Halid Ziya gene onun için şunları söyler: "Cenab Şahabeddine bugünün nazariyesile bir töhmet kabilinden atfolunan tasannu ve tecemmül noktalarını bu kaidenin insafına, insafından ziyade mantığına terkettikten sonra onun nesir nahvinde yaptığı ihtilâl tetkik edilirse görülür ki bugünün türkçesi, bünyesini onun türkçesine medyundur."
Cenabın nesri zamanla nasıl sadeleşmişse, şiir lisanı da o doğrultuda durulmuştur. Arab ve acemce kelimeler suyun tortusu kabilinden derinlerde, uzaklarda kalmıştır. Şairin ilk şiirlerine nisbetle son şiirleri ayrı iki kutuptur. Fakat, derin bir ruhtan geldikleri bellidir. Yel eser, kum gider, lâkin ruh kalır. İşte 1925 senesinde bu ruhtan doğan mısralar:
Seni zambak gibi gördükçe açık pencerede
Gül açar bahtımın evvelki hazanlık korusu,
Genc eder ufkumu hülyalarımın genc kokusu,
Sorarım ak saçımın örttüğü yıllar nerede?
Cephemi varsın o solgun seneler soldursun
Yine yıldız gibi doğdukça güzel her akşam,
Gençliğin böyle benimken kocamam, hiç kocamam
Ruhum, ölsem bile ben, sen yaşıyan ruhumsun!
Cenab; son zamanlarında, yakın dostu Akil Muhtar'ın "Kat’î istirahat" tavsiyesini dinlemeyerek yazmakta devam etti. Cumhuriyet Gazetesi için fransızca - türkçe bir lügat hazırlarken beyin kanamasından öldü. Tababet, lisaniyat, tarih, edebiyat ile dolu olan başı daha fazla çalışmaya dayanamadı. Halid Ziyanın dediği gibi: "Bir dimağ ne kadar kavi, ne kadar mukavim olursa olsun ondan bu kadar büyük hizmet beklenemez."
-Gülsüm Köse




Yorumlar