top of page

GELİNCİKLER “POPPIES”

  • Yazarın fotoğrafı: NOVA
    NOVA
  • 19 Ağu 2023
  • 3 dakikada okunur

Doğanın renk paletini tuvallerine geçiren Monet’i anlamak için öncelikle en yakınızdaki bir camdan bakmanız gerekir. Gördüklerinizin ne olduğu çokta fark etmez onun için, atmosferi olan bu dünyaya olan aşkı ve bağlılığı tuvallerinde de dünyayı aktarmasına kolaylık sağlar. Onun için zor yoktur. Onun için dışarı baktığında bahçesindeki bir rüzgâr dalgası da sanattır.


Kendisinin yaşadığı dönemde herkesin ayrıntılara odaklanıp soğuk ve donuk porselen yüzlü tablolar sanat sayılırken düzenin içindeki bir dağınıklık olmuştur. Birçok sanatçı olay merkezli tablolarını ortaya çıkarırken, Monet bahçesinden görünen bir manzarayı fırça darbeleri ile ele almıştır. Sanat onun için sanat olan her şeydi. Dünyası onun için bir sanattı ve Oscar Claude Monet o sanatın en güzel gözlemcisi olma yolundaydı…


İzlenimcilik veya diğer adı empresyonizm küçük fırça darbeleri ile hareket eden ve olağan bir görüntüyü doğallığı ile sergileyen bir anlayıştır. 19.yüzyılda Fransa’ da ortaya çıkmış olan ve bütün sanat dallarını özellikle resmi etkilemiş olan bir sanat hareketidir aynı zamanda. Geleneksel sanatçılarının aksine bunlar dışarıyı olduğu gibi yansıtan ve korkmadan yapılabilen bir grup sanatçının akımıdır. Öncüsü olan Claude Monet ise de bu akımı en verimli geçirenlerden olmuştur. Onun tabloları tam olarak doğal güzelliği yansıtır. Hareket eden çimenlerin rüzgarla dansını, geçen mevsimlerin bir saman yığınına etkisini veya bir bahçenin zamanla değişen görüntüsü… Hepsi Monet’in dünyasının bir parçasıdır. Uyum yakalamış olan sanatçımız sanatını tam olarak sanatının içinde, açık mekânda çizimlerini yapmaktadır. Hayatı boyunca bahçeli evlerinde huzur ile buluşturmuştur kendisini. En sonda ise 1883’te tam olarak 43 yıl boyunca eserlerine ilham kaynağı olmuş Giveryn’deki evine varmıştır.



İzlenimcilik doğadaki unsurların kişinin kendisinde oluşturduğu izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedefler. Duyusal ve duygusal bir akımdır. Narin kişiliği de Monet’in bu akım ile tatlı bir uyum sergilemiştir. Akımın ismi “İzlenim: Gündoğumu” çalışmasının başlığından gelir. Tabi ki de her sanatçı, her şey gibi Monet’de öldüğünden sonra bu akıma daha çok ilgi artmış ve kendisinin ünü de bir o kadar artmıştır. Yalnız sanatçımız Vincent van Gogh gibi bir yaşam geçirmese de vaktinin ötesinde çalışmalar sunan bu sanatçımız yine de dışlanmalara maruz kalmıştır. Fakat bu dışlanmalar onun için bir güç kaynağı olmuş ve İzlenimcilik akımını en güzeli ile bizlere sunmuştur.


Yazımızın başında baktığınız camı geri getirin aklınıza veya yakın vakitte gördüğünüz en güzel renkte bir çiçeği… Gelincikler tablosu işte düşünebileceğiz en güzel renklere sahip ve ayrıntılarında doğayı saklayan bir tablodur. Arka planında büyük bir hikayesi yoktur. Paris yakınlarındaki Argenteuil köyünde yedi yıl boyunca yaşamış olan Monet’in bir gün gördüğü ve etkilendiği çarpıcı manzarasıdır. Bu çarpıcı manzara günümüzde de en popüler manzara resimlerinden olmuştur. Gökyüzü ve yerin ortada birleşimi ve renklerini hakları ile taşımaları gerçekçilik katmıştır. Atmosfer resmi yapan Monet, çizdiği manzaralara fırçasının gücünü o an gerçekten orada olarak yansıtıyordu. Evine doğru yaklaşan karısını ve oğlunu görüyoruz. Onlara sevgisini ve minnetini tablolarındaki insan figürleri olarak kullanmasından anlayabiliyoruz. Monet için arka planda bulunan doğa ve çok sevgili karısı ve oğlu vardır. Bu tabloda onun gözünden görüyoruz işte.


Tablonun sağ tarafının yoğun kırmızılığı gelincik tarlasını kapsıyordur. İki tepeceğin yeşilleri arasında yine uyum bulunur bu resimde. Resmin ayrıntılarına indiğimizde tarlanın arka kısmında karısını ve çocuğunu tekrar görürüz. Bu gelinciklerin dağılım yönünü ve izledikleri yolu göstermek amaçladır. Gerçekten de bu an yaşanmıştır. O tepecik arkasından sevgili eşi Camille ve oğlu Jean ona doğru yaklaşıyordur.



Tablonun ortasındaki açık renklerin varlığı gibi arka plandaki koyu ağaçlar tablonun derinliğini de gösterir. Gelinciklerin arasındaki yumuşak renkli sarılar otlar ile oynaşırken, koyu renkli ağaçlardan gölgelik edinen bir ev gözükür. Renklerin uzaklarda daha da sakin olması resmin ana teması olan gelincikleri ortaya çıkarır şekildedir. Onların kırmızılığı huzur ortamı oluşturur ve tabloya bakarken rüzgârın esintisinde gerçekten atmosferde bulunduğunuzun havasını katar. Kırsal alanların rahatlığını büyüleyici kılmışlardır.


1873 yılında beyaz renkli tuvalin bir cümbüş ile tanışması, Monet’in bakış açısını kazanması ile İzlenimcilik akımının en somut örneklerinden olan bu tablo şu an Orsay Müzesi’nde bulunmaktadır. Renk hakimiy etini bize tam olarak öğreten Monet, herhangi bir insan figürüne ihtiyaç duymadan resimdeki ögeleri renk hareketleri ile farklı kılmıştır. İzlenimciliğin somut örneği, sanatın soyutlaması olmuştur bununla birlikte.


O bir amaç veya istek ile değil tam olarak gördüğünü ve hissettiğini aktarma peşinde olan bir şairdir. Fırçaların sesi olmuştur. Eserleri inceleyenlerin her defasında büyülendiği, akımın öncüsü Oscar Claude Monet… Kendisinin en güzel hali ile, eserlerinin ilhamı ile sizlere sunuyorum.


Unutmayın camdan baktıklarınızın bir güzelliği her zaman vardır. Ayrıntıların insanı olun ve tabloda bulutların arkasındaki gökkuşağı gibi bakanlara değil görenlerin gözü olun… İlhamınız sizinle olsun.


Yazan,

Elif Zeyneb ŞENSOY








 
 
 

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
bottom of page