Balkonlar
- Şevval Taşcı

- 1 Oca 2024
- 1 dakikada okunur

Hayatım boyunca ben balkonları izledim; balkonlar da beni. Hiçbir zaman kurtulamadım, benim olmayan her şeye bu denli sevgi duymanın gölgesinden. Hiçbir zaman güzel bir balkonum olmadı, bu yüzden yazıya dökemediğim her bir acı için penceremden görünen ufku suçladım. Hep böyle midir bu? İnsan, kendinde ne yoksa onu mu suçlar, olduğu yere hapseden zinciler için? Ya bu başkasında olana erişmemizi engelleyen zincirlerse, asıl bizi ayakta tutan. Kırılsa o zincirler, bir şekilde ulaşsak hayalini kurduğumuz şeylere ve anlasak bir şeylerin iyi olmamasının sebebi sahip olamadıklarımız değil, bir şeye sahip olmaya bu şekilde bağımlı olan zihnimiz ve biz.
Böyle mi sürer koca bir hayat? Yolun neresine kadar bu bahanelerle yaşanır? Çoktan yarısını geçmiş nehirin hayat. Su bulanık, bize yolu önceden gösteren ayna pas, kir içinde. Geldiğimiz yol neresiydi? Hangi yol doğru? Kafamızın tam arkasından biri bu soruları fısıldarken durup düşünmek gerek bu serin sularda. Ben başkasının ardından mı koşup geldim bu benim olmayan ormana?
Ben gerçekten bu nehirin içinde mi geçirmek istedim bu ömrü? Yoksa kendi akarsum başka bir su görünce kendini küçük görüp başka sulara mı karışmak istedi? Nehir geçmemişken dizlerinin boyunu daha eğer farkına varıp kaçarsan başkasına ait olan bu ormandan kendi cennetine çok da geç kalmamışsındır. Su çoktan aşmışken boyunu, pek de kolay değildir senin olmayan bu sudan farkına varabilsen bile kurtulabilmek. Sadece bu sebepten kendi akarsumda üşüyüp başkasının nehirinde boğulmamak için artık ne ben balkonları izlerim ne de balkonlar beni.




Yorumlar