Tilki ve Yaşlı Kurt
- gülsüm

- 17 Eki 2023
- 7 dakikada okunur
Karla kaplı dağ yamacıyla birleşen bir ormanın ağaçları incecik diken yapraklı, ovaları ıssız ve gene karla kaplı; kayaçları bir ağaç kadar büyük ve görkemli. Kumaş parçalı maymunları görmek, kuzey ışıklarını görebilen kırmızı gözlü beyaz yarasalar kadar nadir. Bu nadirlik orman halkının bu tüysüz maymunlarla olan karşılaşmalarını ve hikayelerini destansı öyküler olarak dilden gagaya dolaşmasına sebebiyet.
Biyolojik çeşitliliğin azlığından her canlı bölgede yaşayan hemen hemen her tür hakkında bilgi sahibidir. Kurtlar bölgede hüküm süren en güçlü canlılardır. Neden ayı değil diye sormayın çünkü ayılar "yalnız kurt" 'tur. Misk öküzlerine kurtlar dışında kimse bulaşmaya cesaret edemez ki o bölgede öylesine kalın bir deriyi kurtlar dışında da pek parçalayabilecek bir tür yoktur. Yer fareleri bu ekosistemde besin zincirinin en altlarında bulunduğundan genelde can derdindeyken, baykuşlar huzurunu kovalar.
Tilkiler mi? Onlar da aylak aylak dolanırlar işte. Avare olurlar. Kimi zaman karşılarına bir farenin çıkmasını beklerler kimi zaman da bir kuş ölüsü bulmayı ümit etmekten pek ileri gitmezler.
Size tek bir tilkiyi anlatacağım. Hepsinden daha avare yaşayan bir tilkiyi. Beslenmek için diğer canlıların artıklarını bekleyen bir tilkiyi.
Bizim tilkimiz kendine her daim acır. "Onca hayat varken neden tilkiyim. Erdem sahibi bir kurt olaydım sürünün başı olurdum, herkes benden korkar yemeği ayaklarıma kadar getirir hatta kim bilir bir dişi sonunda beni beğenebilir ve çocuklarım olabilirdi."
Dağlık alana doğru ilerledi. Birkaç saat önce avanak bir fareye denk gelmeseydi karnı yarı tok olmazdı. Nereye gittiği çok önemli değildi onun için çünkü talihin ne zaman başına konacağını tahmin edemeyeceğini biliyordu. Ağaçların iyice sıklaştığı bir yola girdikten sonra karşısına büyükçe bir kaya çıktı. Etrafından dolanmak için sağına dönmüştü ki hangi canlıya ait olduğunu bildiği bir sesle irkildi.
"Buralar bilinmez sanıyordum."
Genç tilki kafasını kaldırdı. Kayalığın üzerinde pençelerinin üzerine düz bir şekilde uzanmış kurdu gördü. Kaçmak için hamle yapacaktı ki kurdun tekrar sesi duyuldu.
"Korkma, yemem seni. O işler benden geçeli çok oldu."
Kurt, diğer kurtlara oranla daha büyüktü ama onu aynı zamanda diğerlerinden daha az korkunç yapan da açıkça yaşlı oluşuydu. Beyazlamış kürkünde seyrek seyrek siyah tüyler görünüyordu. Gözleri çökmüş, kulakları artık eskisi kadar yukarda değildi.
Tilkinin korkusu uzun sürmeden geçti. Yaşlı kurdun gözleri o kadar ölüydü ki tilki tehlike gelecekse bile o kadar hızlı olmayacağını düşündüğünden rahatladı ve konuşmaya başladı.
"Seni daha önce görmedim. Bölgedeki çoğu kurdu tanıdığımı sanıyordum."
Kurt gözlerini tekrar ona dikti.
"Eminim senin yavruluğundan beri buradayım evlat."
"Kurtlar sabit kalmaz sanıyordum. Burada o kadar zamandır ne yapıyorsun?"
"Sadece dinleniyorum. Bu kadar."
Tilki şaşırdı. Dinlenmek mi? Hemde bir kurt için bu kadar uzun süredir? Merakı artında sorgusu da devam etti.
"Sürün yok mu?"
Yaşlı kurt tilkiden gözlerini ayırdı ve ağaçların karla kaplı çatılarına bakarak cevap verdi.
"Eksik bir kurt sürüde durmaya devam edemez. Diğerlerini yavaşlatır."
Tilki daha da şaşırdı. Eksik mi? O da ne demek?
Sen bir kurtsun. Besin zincirinin en üstündesin. Ne eksikliğinden bahdesiyorsun? Her gün bir kurt olabilmek isteğiyle deliye dönüyorum ama sen eksik olduğunu mu söylüyorsun?
Kurt, tilki sesli olarak karşılık vermese de hissetmiş kadar oldu. Tilkinin gözlerinde kin vardı, kıskançlık, acıma vardı. Kurt tilkiyi yukarı çağırdı.
Tilki kayanın çıkıntılarına tutuna tutuna üç sıçramada kurdun yanına ulaştı. Şimdiye kadar sadece pençe, kafa ve boyun kısmını görebildiği kurda bütün olarak bakınca az önceki nefret dolu duyguları yüzünden biraz utandı.
Kurt nerdeyse tilkinin dört katı kadardı ama onu istese bile yakalayamayacağını tilki anlamış oldu.
Kurdun sağ arka bacağı olması gereken yerde yoktu.
"Bacağın nerede?"
Kurt şimdiye kadar durduğu şeklini düzeltip doğruldu. Tekrar uzaklara daldı. Tilki belki dikkatini bir şey dağıtmıştır diye bekledi ama kurttan cevap alamayınca gene sordu.
"Doğduğundan beri mi yok? Yoksa... Koptu mu?"
Kurt gözlerini daldıkları yerden uzaklaştırıp olabildiğince ifadesiz gözlerle tilkiye baktı.
"Kurtlar senin için en yukardaki canlılar olabilir ama ben onlardan değilim. Bir zamanlar kendi sürümün başıydım. Ama hayat bu ya. Aptallıkla dolu cesur hamleler çoğu zaman işe yaramaz."
Tilkinin meraklı gözlerinin ışıltısında hiç eksiklik olmadığını görünce devam etme zorunluluğu duydu.
"O canlılar... Besin zincirinin en üstünde. Biz değiliz. Hiçbir zaman değildik. Aptallık ettim."
"Hangi canlılar?"
"Türlerini bilmiyorum. Maymuna benziyorlar ama daha uzunlar. Kürkleri de rengarenk. Kürk mü ondan bile emin değilim."
Tilki kurdun tasvir etmeye çalıştığı canlıyı hemen anladı. Diğer dostlarının gerçekliğinden şüphe edilen hikayelerinden biliyordu bu canlıyı. Merak ve heyecandan kendi etrafında hızla birkaç tur attı ve en son yorulup o da oturdu.
"Sana ne yaptılar?!"
"Bende bilmiyorum. Pençesi bile yoktu. Nasıl olduğunu hala da anlamıyorum. Bilincim kapanmış, uyandığımda sürüm etrafıma toplanmış bana acıyan gözlerle bakıyordu."
"Bir saniye! Pençesi olmadan bacağını nasıl aldı? Dişleri mi çok güçlüydü?"
"Hayır... Dişleri o kadar küçüktü ki zor gördüm. Bölgede öküzlerin sayısı azalmıştı o zamanlar. Sürüm açtı ve yavrularımız vardı. O canlıyı kolayca avlayabileceğimi sanmıştım. Ben en güçlüydüm."
"Ben hala anlamıyorum. Bacağını nasıl aldı?"
"Emin değilim. Elinde uzun ince bir kaya vardı."
"Kayayla mı vurdu?"
"Hayır, aslında o muhtemelen kaya bile değil. Hala bilmiyorum. Tek hatırladığım bacağımın kopmasıyla yüksek bir ses duyduğum. Sanki şimşek çakmış gibiydi."
"Şimşek kadar gürültülü müydü?"
"Şimşekten daha sesliydi. Bilmiyorum belki yakınımda olduğundan öyle düşünüyorum."
Tilki düşüncelerini durduramadı. Bahsettiği türün ağızlarda dolanan tek özelliği büyük olmasına rağmen aciz olmasıydı. Ormandaki herkes onlarla karşılaşınca çoğunun kaçtığını bile söylemişti. Gerçi bu bilgiler de hepsi direk yaşayanın ağzından anlatılmamıştı. Herkes bir yakınından duymuştu. Ama madem saldırmıyorlardı nasıl oluyordu da bir kurdun bacağını ona dokunmadan koparabiliyordu?
Merakı giderek arttı.
"Şunu bilmelisin ki güç her zaman seninle olmaz evlat. Her zaman senden daha güçlüsü çıkar."
"O bahsettiğin canlıdan da güçlüsü var mıdır ki? Yani sana dokunmamış bile!"
Kurt tekrar patilerinin üstüne yattı. Gözlerini kapattı.
"O kadarını bilmiyorum."
Tilki kurdun bu muhabbetten rahatsız olmadığını bilse de artık ondan uzaklaşma kararı aldı. Kayadan atlatıp yoluna devam etti.
Kurdun anlattıkları biraz ürkütmüştü onu. Ama etkisi daha fazla olan bir düşünce vardı kafasında. "Bir kurdu bu hale getiren o uzun türden birini alt edebilirsem... En güçlü ben olmaz mıyım?"
Bu düşünce şimşek etkisi yarattı kafasında. Hızlı da olsa kararını vermişti. Onlardan birini bulacaktı. Hem güçlü olanına denk gelmesi ona çok gerçekçi gelmedi. Sonuçta bu canlılar korkaktı. Eğer birini korkutabilirse ve bunu diğer dostlarına anlatırsa ona olan saygı tabiki artacaktı. Sonuçta kimse ilk elden bu türde bir anı duymamıştı.
Gittiği yeri bilmeden yürürken aklına bir soru daha geldi. "Onlardan bir tane nasıl bulacağım ki?"
Bunu kurdun dilinden almayı unutmuştu ama geri dönüp soracak olursa kurdun ona nasihat çekip onu engellemeye çalışacağı da belliydi. Bir süre olduğu yerde düşündü. Kurdun anlattıklarının tersine bu canlıların kürkünün olmadığını söyleyen de çoktu. Yani iki türü mü vardı? Birçok efsanenin dediklerini dinleme kararı aldı çünkü kürklerinin olmadığını varsayarsa bu canlı karların eksik olmadığı yerlerde yaşaması onları üşütmez miydi?
Kararını aldı ve dağdan aşağı inmeye başladı. Ağaçların giderek azaldığı yerlerde soğuğun yani karın da az olduğunu biliyordu. Bu yolculuk uzun sürecekti ama gücü hak edinmiş tilki yılmayacaktı.
Zamanı kısaltmak için bazen hızlı adımlarla bazen de enerjisi dolunca koşuyordu dağdan aşağı.
O kadar uzun süre yol almıştı ki gece çökmüştü bile. Karnındaki boşluk da enerjisinden hayli azaltır oldu. Bir ağacın yanında durup ne yapacağını düşündü. Ne yiyecekti. Etrafına bakındı ama hiçbir hareketlilik yoktu.
Derken yukarından gelen sesle sıçradı.
"Yolculuk nereye?"
Tilki yukarı doğru baktı. Karanlıkta zor seçilen baykuşu birkaç saniye sonra anca görebildi.
"Acele bir işin var herhalde. Karın mı doğuruyor?"
Baykuş kendi şakasına kendi güldü.
"Ciddi bir mesele. Dikkatimi dağıtma!"
"Şimdi daha çok merak ettim bak."
Baykuş ağacın daha akçakta olan dalına atladı tilkiyle göz temasını kesmeden.
"Seni ilgilendirmez."
"Peki peki. Ama seni uyarayım. Bu yolun sonu pek tekin değildir."
"Neden ki?"
"... Giden herkes sağlam dönemiyor diyeyim. Kürkü sadece başında olan canlılar var."
Tilki heyecanlandı. Demekki doğru düşünmüştü ve yolun sonunda pişman olunacak bir şey yoktu.
Baykuş, genç tilkinin korkmasını beklerken gözlerinin parlayıp kuyruğunun yukarı kalktığını görünce şaşırdı.
"Dur biraz... Onlardan birini aramıyorsun değil mi?"
Tilkiden cevap gelmeyince doğru olduğunu anladı.
"Yapma velet. Yol yakınken dön. Canlı çıkıp çıkmayacağını bilemezsin."
"Nerden biliyorsun? Herkes başka bir şey söylüyor sonuçta."
"Evet ama riske atmaya gerek var mı? Muhtemelen anlatılanların çoğu doğru. Bu canlıların korkağı da var güçlüsü de."
"Çok görmüş gibi konuşuyorsun."
"Çünkü gördüm..."
Tilki oturdu ve ona bakmaya devam etti. Baykuş devam etti.
"Sonuç olarak dostum yaralandı. Ölebilirdi de. O yüzden söylüyorum. Vazgeç."
Tilki söylenilenin ardından iki konuşmayı birbirine bağladı.
"Dostun bir kurt muydu?"
Baykuş şaşırdı çünkü şu anda hala ara sıra uğradığı dostunun sürüden ayrı, izole şekilde yaşadığını biliyordu. Bu tilkinin onu bulabilmesi için fazlaca boş vakti olabileceğini düşündü.
"Yaşlı kurdu tanıyor musun?"
"Evet. Aynı kurttan bahsediyoruz değil mi? Bacağı olmayan."
Baykuş kafasıyla onayladı ve devam etti.
"Yani bu işin ne kadar kötü sonuçları olabileceğinin bilincinde olman gerekiyor. Olanları kendi gözlerimle gördüm. Ellerinde bizim bilmediğimiz bir güç var."
Tilki inatçıydı. Güç sahibi olma fikri küçük beynini ele geçirmişti bile.
"Evet ama diğer türlüsü de olabilir."
"Ne olursa olsun bu riske girilmez. Vazgeç."
Tilki sustu. Kendinden çok emindi. Kendine zarar geleceğini anladığı an kaçabilirdi. O kurt yaklaşan hamleyi görememiş olmalıydı ki bu haldeydi.
Baykuş uzunca tilkiyi süzdü.
"Aç olmalısın."
Ağaç dalının öteki ucunda bulunan ölü, küçük bir kuşu aşağı bıraktı.
Tilki bunu anlamasına şaşırmıştı ama laf etmedi. Bu yemek az da olsa enerjisini yerine getirmeye yeterdi.
Yemeği kaptığı gibi tekrar yoluna koşarak devam etti. Baykuşun, ardından "Vazgeç!" diye haykırışını görmezden geldi.
Gözden kaybolana kadar da onu izledi baykuş.
"Ah... Bu iyi bitmeyecek."
Tilki daha da hırslandı. Çünkü bu canlının onu öldürebilme ihtimalini değil de, nasıl tüm ormanı korkutabileceğini ve kendisine gösterilecek saygıyı hayal etti.
Gece yarısı olduğunda hedefine ulaştığını hissetti. Ağaçların neredeyse olmadığı bir bölgedeydi. Bir kayanın arkasına geçip karşıyı izledi.
Şekilli büyükçe bir ağaç gördüğünü sandı. Dikdörtgen şeklindeki yapıya bakakaldı. Şimdiye kadar gördüğü en büyük kaya bile bundan daha küçük kalıyordu. Ama kaya olmadığına da emindi. Daha önce böyle bir şeye rastlamamıştı. Ama gece olmasına rağmen içerde ışık olmasına anlam veremedi. Ateş böcekleri miydi? Düşüncelerini yarıda kesti çünkü yararı olmayacağını biliyordu. İyice oraya doğru ilerledi.
Etrafta kesilmiş fazlaca ağaç parçası duruyordu.
Aralarından sıvıştı ve yapının etrafını çeviren yine tahtadan daha küçük dikdörtgenlerin çevirdiği bölgenin içine girdi. Emindi. Burada biyerlerde olmalıydılar. Tedbiri elden bırakmamak için iyice yere eğildi ve yavaş adımlarla ilerledi. Derken arkasında duyduğu adım sesiyle sıçrayarak döndü.
İşte! Tam karşısındaydı. Anlatılanlardan daha küçüktü, kürkü yoktu. Üzerinde renkli, ne olduğunu anlamadığı bir şey vardı. Sadece başının üstünde kürk vardı. Sarıydı ve boyu tilkiden en fazla üç kat büyüktü. Buna zarar verebilirdi.
Birkaç saniye göz temasından sonra tilki karşısındaki canlının donup kaldığını düşündü. Fırsat önündeydi. Tilkiden korkuyordu.
Tilki iyice gerilip bir sıçramayla yüzünü çizmeyi başardı. Karşısındaki sendeleyip yere düştü. Başarı o kadar yakınındaydi ki tilki böyle kolay oluşuna hayret etti.
Bir hamle daha yapacakken bu küçük canlıdan daha önce hiç duymadığı kadar yüksek bir haykırma duydu. Ağlıyordu. Bir şeyler söyleyerek bağıra bağıra ağlıyordu ama tilki ne dediğini anlayamadı.
İnlerinin olduğu yerden bir ses duydu. Arkasını döndü. Dikdörtgen tahta açıldı ve tilki gözüne gelen ışıkla birden afalladı. İçerde hiç ateş böceği yoktu bile. İçerden çıkan canlı az önce yere serdiğinin en az üç katıydı. O da bir şeyler söyledi ama yine anlamadı. Elinde uzun bir şey vardı. Tilki dona kaldı. Etrafta ne pençe ne diş vardı ama elindekinin kurdun anlattığı alet olduğunu hemen anladı.
Karşısındaki canlı az önceki gibi sadece başında bulunan sarı kürkü vardı. Ona doğru yaklaşıyordu. Elindeki aletin ucunu tilkiye doğru uzattı. Tilki yana doğru koşmaya başlasa da nafile. Kurdun anlattığı sesi duyup şiddetle birkaç adım sürüklenmesi bir oldu. Tilki oracıkta can verdi.
Baykuş az önce tilkinin plan yaptığı kayanın üstünde onları izliyordu. Tilki takip edildiğini bile anlamamıştı.
"Yazık oldu."
Kanatlarını açıp ormanın içine doğru uçmaya başladı.
Sabaha karşı kurt en son birkaç hafta önce ziyaretine gelen baykuşu karşısında bulunca sevindi.
"Ne iyi ettin de geldin."
Baykuşun gözlerinde sevinme belirtisi yoktu. Doğrudan konuya girdi.
"Dün sabah bir tilkiyle konuştun mu?"
Kurt şaşırdı. Tilkinin o kadar kısa sürede ormanın farklı uçlarında bulunan hem kendisiyle hemde dostuyla konuşabilmesine hayret etti.
"Evet. Onu nereden tanıyorsun."
Baykuş ifadesiz yüzü ve sesiyle devam etti.
"Ormandan çıktı. Onu takip ettim."
Kurdun korkuyla gözleri açıldı. Ne olduğunu tahmin etmişti bile.
"Hayır..."
"Artık çok geç. Ne olacağını düşünüyordu ki? İnan bana onu durdurmayı denedim."
Kurt uzaklara daldı. Birkaç dakika konuşmadan sessizce oturdular. Tilkinin meraklı sorgusunun sebebini tahmin etmesi gerekirdi. Ama nedenini de biliyordu. Avare olan bir tilki güçten başka ne arıyor olabilir?
"Güç aşkı nelere sebebiyet veriyor işte. Gözün kararınca güneşe de gitsen yandığını hissetmezsin. Çürüme dedikleri bu aslında, cesedinin toprağa karışması değil. Hırsının aklına karışması. Fark etmeden. Beni anlıyorsun değil mi baykuş? Bende ölebilirdim. Hatta keşke ölseydim. Birinin canından olmasını engelleyebilirdim."
"Öyle söyleme. Bunu isteyen kendisiydi."
"Biliyorum..."




Gayet başarılı olmuş