Endüstriyel Bir Atık: Hayat Yalanı
- Sıla Ceylan

- 21 Eki 2023
- 2 dakikada okunur
Hepimizin nerden aşina olduğunu bilmediğimiz ama beynimizde öylesine duran bir cümle vardır:
"Her şey insanlar içindir."

Son zamanlarda ve hayatımın bütününde sürekli olarak bu cümleyi düşündüğümü hatırlıyorum. İnsanlık belki de diktiği koca koca binaları, işe daha erken yetişebilmek için yerin metrelerce altına yerleştirdiği metroları ya da tek bir tıkla dünyanın öbür ucuna giden iletileri mutluluk aracı sayıyordur. Ne yazık ki büyüdükçe; okudukça, gördükçe, gezdikçe bunlar hayatımıza eklenmek yerine içimizden bir şeyleri alıp götürüyor gibi gelmeye başlıyor bana. “Çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte!” (Nilgün Marmara) Tüm bunlar da insanın içindeki mutluluk açlığını yatıştıramıyor. Hatta belki de insanların, insanlıktan ve bireysellikten yana daha fazla beklentisini doğuruyor. Her geçen gün gelişen teknoloji aslında ihtiyacımız olmayan şeyleri elzem bir hale getirip kalbimizin onsuz bir daha atmayacağına inandırıyor bizleri. Eskiden bir monta bile ihtiyacımız yoktu. Üzerimizdeki kürk bizi dışarıda ya da bir mağarada yaşarken soğuktan korumaya yeterdi. Şimdi soğuktan korunmak için ne kadar çok kıyafete ihtiyacımız olduğunu düşünün: Pahalı kalın bir mont, pahalı botlar, eldiven, atkı, bere…O zamandan bugüne kadar çok suların aktığı aşikar. Her şeyden önce 160.000 yıl var arada. Başka bir şey de geliştikçe, medenileştikçe sarıldığımız; hayatımıza eklenen materyaller. Ateş yakmak için başlayan materyalleşme mızrak, çömlek, çanak derken nasıl bu hale geldi anlaması güç. Hayatımızı kolaylaştırdığını sandığımız her şey bize vakit kazandırıp bu vakti mutluluk üstüne düşündürerek hayatımızdan ne kadar çalıp gitti acaba..
Yaşayan tanıdığımız ve tanımadığımız bir sürü insan bir şekilde bu yollardan geçmiştir. Belki kimi daha az okumuştur. Daha az film seyretmiştir. Belki telefonun varlığından haberdar bile olmamıştır. Kimisi olduğu gibi sürdürmüştür hayatını. Çok düşünmez, hayatın gidişatında sürüklenmek onun için hayatın anlamıdır. Hayatını anlamlandıramayanlar da çıkmıştır tabi ki. Bunlar hayatına son vermiş, yaşam yükünü bir şekilde atmışlardır sırtlarından. Yine de hayat akıp gider, usul usul. Savaşlar, barışlar, başarı öyküleri, insanın içine dokunan bir şiir, yeni yapılmış mis gibi kokan bir kek değiştiremez bunu. Hayat akıp gider öylesine. Biz de içine kendimizi koyduğumuz kadar var oluruz. Yine de merak etmiyor değilim, yıllar önce şimdi fabrika dumanlarının kapladığı gökyüzünde göremediğimiz yıldızlara bakıp ne düşünürdü insanlar? Neye üzülürlerdi içten içe? Belki de tarih kitaplarındaki ‘’savaş hikayeleri’’ yerine insanlığın psikolojik tarihinin anlatılması daha çok işimize yarardı. Yıllar önce benle aynı şeyi hisseden, paylaşan insanlarla daha içten bir bağ kurabilirdim. İnsanlık kendi hırsları, çıkarları uğruna yeniden bir hayat yazdılar bizlere. Yaşaması zor bir hayat. Güzel de bir yalan doladılar dilimize.
"Her şey insanlar içindir."
Gümüştenim ve hatasızım. Önyargısızım.
Gördüğümü anında yutarım.
Zalim değilim ben, yalnızca gerçekçiyim –
Dört köşeli, küçük bir Tanrı gözüyüm.
Çoğu zaman karşı duvarı düşünürüm.
Benekleriyle pembedir. Sanırım o denli baktığımdan
Yüreğimin bir parçasıdır. Fakat çırpınır.
Yüzler ve karanlık bizi tekrar tekrar ayırır.
Ayna- Sylvia Path




''Belki de tarih kitaplarındaki ‘’savaş hikayeleri’’ yerine insanlığın psikolojik tarihinin anlatılması daha çok işimize yarardı.''
Bu kısma o kadar hak verdim ki..
Değerli Sıla merhaba,
Bulabilirsen Felsefe profesörü Ahmet İnam'ın "Teknoloji Benim Neyim Oluyor?" kitabı vardır. Okumanı isterim.
Sevgiler